
KORE GAZİSİ
|
![]() |
Hasan Amca, kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
Tabi,memnuniyetle.Babamın adı Salih (İsmail) Efendi, annemin adı Hamide
Hatundur.1930 doğumluyum.Yani bugün itibariyle 73 yaşındasınız.Evet
öyle.Bize Cellekli (Celiloğulları) sülaleri derler. Atalarımız önce
Erbaa ilçesinin Ezenüs köyüne,oradanda Avlunlar Eze (Camili) köyüne
yerleşmişler.
Askerlik denince neler söylemek istersin?
Bizim yöremizde askerlik çok önemlidir.Peygamber ocağı olarak bilinen
kutsal bir yuva ve görevdir.Bizim zamanımızda askere gidecek gençler
günler öncesinden komşu ve akraba ziyaretleri yaparlar,yemekler verilir,büyükler
tarafından duygu yüklü askerlik hatıraları,nükteli kahramanlık sohbetleri
yapılırdı.Son gün halk köy meydanında toplanır. Askere gidecek gençler
büyüklerin ellerini öperler, bir şölen havası içerisinde köyün altına
kadar uğurlanır ve dua edilerek vasıtalara bindirilirdi. Ben askere
yalnız gittiğim için bu tören yapılmadı. Fakat hala içimde bu noksanlığı
hissederim.
Askere nereye gittiniz ve Kore Hadisesi Nasıl başladı.?
1951 Yılında kutsal vatani görevimi yerine getirmek için Samsuna 380,
piyade Alayına katıldım.Tokat’tan başka ilk defa bir şehir ve nasıl
bir şey olduğunu merak ettiğim denizi gördüm.Masmavi uçsuz bucaksız
hayvan otlaklarına benziyordu. Samsun’da 10 ay acemi piyade eğitimi
gördüm.Bir gün öğle içtimasında alay alay kamutanımız bir masa üzerine
çıktı ve hatırladığımda bugün bile tüylerimi diken diken eden duygu
yüklü bir konuşma yaptı.Yavrularım diye başladığı konuşmasında milletimizin
kahraman-lıklarından, askerliğin kutsallığından söz etti.Ülkemizi Kore
denilen bir ülkede temsil etmek isteyen gönüllü evlatlarımıza ihtiyaç
vardır.Bu şerefli görevi üslenmek isteyenler ayrılsın dedi.ben gönüllü
olarak ayrıldım.
Kore ismini o güne kadar hiç duymuşmuydunuz?
Hayır, duymamıştım. Nasıl karşıladınız? Hem bende ve hem de askerler
arasında farklı bir hava esmeye başladı. Duygulandık, ağlayanlar, şavaş
hikayelerini anlatanlar çoğaldı. Moralimiz azalmadı, aksine arttı.
Çünkü benden önceki gurup içerisinde Orta köyden M.
Ali SAYDAM, benimle birlikte Çökçeyol Köyünden Ali YAZICI
da vardı. Yani Avlunlar Kasabası Kore’ye sizinle birlikte üç asker gönderdi.Evet.
Yolculuk nasıl başladı?
Gönüllü seçiminden sonra kollarımıza ay yıldız işareti taktılar. On gün sonra
da üç vagonluk yalnız asker taşıyan bir trenle yola çıktık. Bizim başımızda Başçavuş
Hasan ERİŞ komutanımız vardı. İzmir garına varıncaya kadar bize sürekli moral
verdi.Yol güzergahlarında halkımızın yoğun ilgi ve sevgisin de hatırlamadan geçemeyeceğim.
Yiyecek içecek ve çiçekler sundular.
Hareket noktanız İzmir miydi?
İzmir’e vardıktan sonra bize üç ay atış eğitimi verdiler. Sonra adı Missori
General dedikleri bir yabancı gemi geldi(Yabancı isimleri yanlış telaffuz
edersem kusuruma bakmayın. Efendim bu bir söyleşidir rahat olunuz.)
Bizi de bando eşliğinde, İzmir halkının coşkulu alkışları, göz yaşları
ve dualarıyla gemiye bindirdiler.Gemi hareket etti. İçinde Yunanlı
askerlerde varmış. Onlar ayrı bölümlerde idi. Ara sıra karşılaşıldığında
tatsızlıklar olmuş, onun için bizlerle onları bir araya hiç getirmediler.Süveyş
kanalından geçeceğiz 0orası çok sıcaktır yanınıza liman şekeri alınız
diye tembih etmişlerdi. Bol miktarda aldık. Süveyş’i geçerken bir gün
çok susadım. Geminin salonunda oturuyorduk. Komutanıma bir müddet sonra
durumu haber verdim .Evladım yanı başındaki yüksek şeyin düğmesine
bas sana su verir. Öyle yaptım bir bardak düştü içine buz gibi su oldu
içtim. Ne bileyim ben onun buzlu su makine sı olduğunu. Yeri gelmişken
bir şeyden daha bahsetmek istiyorum. Zor durumda kaldım.Utancımdan
da kimseye soramıyorum.Mecbur kaldım birisine sordum. Bu geminin tuvaletleri
nerde dedim. Parmağı ile işaret ederek geminin bir tarafında açıkta
sıralanmış domuz başına benzeyen bir şeyleri gösterdiler. Onlarında
tuvalet olduğunu orada öğrendim.
Süveyş kanalından geçtikten sonra nereye doğru ilerlediniz?
Yolculuğumuz sırasında Mısır,Suudi Arabistan’ın Cidde şehri. Hindistan
ve okyanusları açtık. Aşırı dalgalarla karşılaştık. Korku dolu anlar
yaşadık. Mavi gök ve mavi sulardan başka bir şeyi günlerce göremedik.Bir
defasında yanımızda küçük bir kara gördük ve sevindik.Bir müddet sonra
koyboldu. Deniz altı olduğunu söylediler. Heyecanlı, meşekkatli, korku
dolu 32gün bir yolculuğumuz oldu. Gemiden ilk inen KomutanımızAliYaver
ZÜLKADİROĞLU ile ben oldum.
Kore günleri böylece başlamış oluyor herhalde.Evet.Bizi trenle Kumkale
askeri birliğe götürdüler. Buranın tamamı Türk asker ve subaylarından
oluşuyordu. Burada bir aydan fazla eğitim gördükten sonra Pujuri Cephesine
gittik. Burası savaşın tam ortası idi. Çok şiddetli çatışmaların olduğu,
düşmanın var gücüyle yüklendiği bir yerdi. Düşman bizi tamamen yok etmek
için ablukaya aldı. Geçiş noktalarımız olan köprüleri havaya uçurdular.
Ölüm aklınıza hiç geldi mi? Hayır. Ölüm aklıma hiç gelmiyordu. Çükü ölüm
normal bir olay gibi olmuştu. Etrafımız cesetle dolmuştu. Kan kokusu,
insan feryatları her yeri kuşatmıştı. O güne kadar savaş hikayeleri dinlerken
şimdi savaşla yüz yüze gelmiştim. ( O an Hasan Onbaşı nın yerinde doğrulduğunu,
başının dimdik, yüz hatlarının değiştiğine şahit oldum. Sanki ihtiyar
delikanlı Kore’yi bir daha yaşıyordu.) -Evlat; savaş çok kötü bir şey.
İnsan oğlunun kendi soyunu tüketmek için icat ettiği bir ölüm makinası.
Allah Milletimize ve hiç kimseye böyle acıları tattırmasın duaları dilinden
dökülüyordu.. Bizde hüzünlü bir eda ile sessizce duya AMİN dedik.
Unutamadığınız hatıralar var mı?
Olmaz mı, Savaşın genellikle acı hatırası olur. Hatay’lı arkadaşım Cumaali,
aynı mevzide ateş hattında iken düşman kurşunlarına hedef oldu. Yerleri
kavrayarak , toprakları avucunun içinde sıkarak feryatlar içinde şehit
oldu. Cincifeli Bekir, havan mermisi ile şehit oldu. Daha niceleri. Yağmur
taneleri gibi her tarafımızdan kurşunlar uçuyordu. Demek ki ecel bize
nasip olmamış.Tüm şehitlerimizi silah arkadaşlarımızı rahmetle anıyorum.
Bir ara acemi eğitimi aldığım Samsun’u hatırladım. Alay komutanımızın
Kore’ye gitmek isteyen gönüllüler ayrılsın dediği zaman arkadaşım Tevfik
DOĞANGÜL’ün hemşerim gel gitme oralar tehlikelei sözü bir ara kulaklarımda
çınladı. Ama artık savaşı gecesiyle gündüzü ile yaşıyorduk.
Düşman askerlerinin sizi çembere aldığında söz etmiştiniz?
Pujuri cephesinde üç ay kaldık. Çemberi yardık. Düşman askeri o kadar
çok kayıp verdi ki cesetlerin üzerine basarak ilerlemek zorunda kaldık.
Düşman orada Türk Askerinin gücünü ve kahramanlığını tanıdı.
Kore’de sivil halkla temasınız oldu mu? Oraları nasıl buldunuz?
Biz dağlık bölgelerde idik. Oralarda köyler vardı ama hepsi boştu. Bitki
örtüsü aynen bizim buralar gibi idi. Bizi ikinci cephe olan Berdane de
götürdüler. Orada halkla temasımız oldu. Bizi çok sevdiler. Tepsiler
dolusu meyve ikram ederlerdi. Tabii ki bizim komutanlarda oralarda okullar
açtılar, fakir ve yetim aile çocuklarına yardım ve eğitim desteğinde
bulundular.
Kore de ne kadar kaldınız?
Bir yıl kadar kaldık. Burada söylemek istediğim bir şey daha var. Bizlere
her türlü imkanı sağlıyorlardı. İbadet kolaylığından yeme içme gibi duyarlı
olduğumuz konularda tüm isteklerimizi yerine getiriyorlardı. Bir ara
yanlışlıkla domuz eti vermişler. Bu anlaşılınca kısa zamanda dinimizce
sakıncalı olmayan yiyecekleri sağladılar.
Askere gidinceye kadar doğduğu ilin haricinde başka vilayete gitmeyen
Hasan Onbaşıya ( Hasan Amca bu arada bir açıklama getiriyor., beni çavuş
eğitimi içinde seçtiler diyor.) bu savaş serüvenini tekrar hatırlatıyorum.
Hemen bir moral gezisinden bahsediyor. “-Bir ara Japonya’ nın Tokyo şehrine
götürdüler. Japonlar bizi sevgiyle karşıladılar. O dönemde taksi şoförleri
hep kadındı. Bizi gezdirdiler, ikramda bulundular” diyor. Hasan Onbaşı
artık, hayat bakışıyla dünya gören bir insan olmuştu.
Söyleşimizi uzattığımızın farkında olarak eklemek istediklerinin olup
olmadığını sordum. “- Askere giderken tek başıma gitmiştim. Geri döndüğümde
köyümüzün büyükleri beni hasretle ve kucaklayarak karşıladılar. Çünkü
artık farklı biriydim”.
“Devletimize ve günümüz gençliğine söylemek istediğin bir şey varmı”?
Diye sorunca “-Var tabii ki. Hem de çok şey var. Başta devlet büyüklerime
ve komutanlarıma şükranlarımı arz ediyorum. Bize maaş bağladılar. Muhanete
muhtaç etmediler. Tokat Valiliği ve komutanlarımız bize madalya ve özel
elbiseler verdiler. Şerefle elbisemi giyiyor ve madalyamı takıyorum.
Gençlerimize ise şunları söylemek isterim. Bu cennet vatanı sevsinler,
çok çalışsınlar ve iyi korusunlar. Vatan vazifesi için çağırsınlar yine
koşa koşa giderim”.
Hasan Onbaşıya bizlere ibret dolu hatıralarını paylaştığı için teşekkür
ediyor ve sağlık üzerine hayırlı ömürler diliyoruz….
Ahmet Turan ERDOĞAN
Araştırmacı – Eğitimci
Tokat Kültür Araştırma Derg.
(Yıl:11 Sayı:18)
Sayfa:68,69,70