KORE GAZİSİ
AVLUNLU
“HASAN ONBAŞI”


Güzel Anadolu’nun eşsiz diyarı Tokat ve onun insani ve tabii güzelliklerini bir renk gümüşü içersinde cömertçe sunan Avlunlar kasabası’ndayız. Türk milleti asker doğar sözü her yurt köşesi gibi Avlunlar kasabası’nda onur ifadelerindendir.Burada yaşayan Hasan Yıldırım’ın Kore’de geçen askerlik hatıralarının canlı tutulması hususunda mülakat yapmak üzere 16 Haziran 2003 Pazartesi günü ikindi vakti aldığım randevu üzerine Eze Mahallesi Camiinin bahçesindeyiz. Hasan Onbaşı Tokat Valiliğince Kore gaziliğini simgeleyen özel kıyafetiyle ıhlamur ağacının altındaki sedirde beni konuşmaya başlamamı heyecanla bekliyordu.

Hasan Amca, kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
Tabi,memnuniyetle.Babamın adı Salih (İsmail) Efendi, annemin adı Hamide Hatundur.1930 doğumluyum.Yani bugün itibariyle 73 yaşındasınız.Evet öyle.Bize Cellekli (Celiloğulları) sülaleri derler. Atalarımız önce Erbaa ilçesinin Ezenüs köyüne,oradanda Avlunlar Eze (Camili) köyüne yerleşmişler.

Askerlik denince neler söylemek istersin?
Bizim yöremizde askerlik çok önemlidir.Peygamber ocağı olarak bilinen kutsal bir yuva ve görevdir.Bizim zamanımızda askere gidecek gençler günler öncesinden komşu ve akraba ziyaretleri yaparlar,yemekler verilir,büyükler tarafından duygu yüklü askerlik hatıraları,nükteli kahramanlık sohbetleri yapılırdı.Son gün halk köy meydanında toplanır. Askere gidecek gençler büyüklerin ellerini öperler, bir şölen havası içerisinde köyün altına kadar uğurlanır ve dua edilerek vasıtalara bindirilirdi. Ben askere yalnız gittiğim için bu tören yapılmadı. Fakat hala içimde bu noksanlığı hissederim.

Askere nereye gittiniz ve Kore Hadisesi Nasıl başladı.?
1951 Yılında kutsal vatani görevimi yerine getirmek için Samsuna 380, piyade Alayına katıldım.Tokat’tan başka ilk defa bir şehir ve nasıl bir şey olduğunu merak ettiğim denizi gördüm.Masmavi uçsuz bucaksız hayvan otlaklarına benziyordu. Samsun’da 10 ay acemi piyade eğitimi gördüm.Bir gün öğle içtimasında alay alay kamutanımız bir masa üzerine çıktı ve hatırladığımda bugün bile tüylerimi diken diken eden duygu yüklü bir konuşma yaptı.Yavrularım diye başladığı konuşmasında milletimizin kahraman-lıklarından, askerliğin kutsallığından söz etti.Ülkemizi Kore denilen bir ülkede temsil etmek isteyen gönüllü evlatlarımıza ihtiyaç vardır.Bu şerefli görevi üslenmek isteyenler ayrılsın dedi.ben gönüllü olarak ayrıldım.

Kore ismini o güne kadar hiç duymuşmuydunuz?
Hayır, duymamıştım. Nasıl karşıladınız? Hem bende ve hem de askerler arasında farklı bir hava esmeye başladı. Duygulandık, ağlayanlar, şavaş hikayelerini anlatanlar çoğaldı. Moralimiz azalmadı, aksine arttı. Çünkü benden önceki gurup içerisinde Orta köyden M.

Ali SAYDAM, benimle birlikte Çökçeyol Köyünden Ali YAZICI da vardı. Yani Avlunlar Kasabası Kore’ye sizinle birlikte üç asker gönderdi.Evet.
Yolculuk nasıl başladı?
Gönüllü seçiminden sonra kollarımıza ay yıldız işareti taktılar. On gün sonra da üç vagonluk yalnız asker taşıyan bir trenle yola çıktık. Bizim başımızda Başçavuş Hasan ERİŞ komutanımız vardı. İzmir garına varıncaya kadar bize sürekli moral verdi.Yol güzergahlarında halkımızın yoğun ilgi ve sevgisin de hatırlamadan geçemeyeceğim. Yiyecek içecek ve çiçekler sundular.

Hareket noktanız İzmir miydi?
İzmir’e vardıktan sonra bize üç ay atış eğitimi verdiler. Sonra adı Missori General dedikleri bir yabancı gemi geldi(Yabancı isimleri yanlış telaffuz edersem kusuruma bakmayın. Efendim bu bir söyleşidir rahat olunuz.) Bizi de bando eşliğinde, İzmir halkının coşkulu alkışları, göz yaşları ve dualarıyla gemiye bindirdiler.Gemi hareket etti. İçinde Yunanlı askerlerde varmış. Onlar ayrı bölümlerde idi. Ara sıra karşılaşıldığında tatsızlıklar olmuş, onun için bizlerle onları bir araya hiç getirmediler.Süveyş kanalından geçeceğiz 0orası çok sıcaktır yanınıza liman şekeri alınız diye tembih etmişlerdi. Bol miktarda aldık. Süveyş’i geçerken bir gün çok susadım. Geminin salonunda oturuyorduk. Komutanıma bir müddet sonra durumu haber verdim .Evladım yanı başındaki yüksek şeyin düğmesine bas sana su verir. Öyle yaptım bir bardak düştü içine buz gibi su oldu içtim. Ne bileyim ben onun buzlu su makine sı olduğunu. Yeri gelmişken bir şeyden daha bahsetmek istiyorum. Zor durumda kaldım.Utancımdan da kimseye soramıyorum.Mecbur kaldım birisine sordum. Bu geminin tuvaletleri nerde dedim. Parmağı ile işaret ederek geminin bir tarafında açıkta sıralanmış domuz başına benzeyen bir şeyleri gösterdiler. Onlarında tuvalet olduğunu orada öğrendim.
Süveyş kanalından geçtikten sonra nereye doğru ilerlediniz?
Yolculuğumuz sırasında Mısır,Suudi Arabistan’ın Cidde şehri. Hindistan ve okyanusları açtık. Aşırı dalgalarla karşılaştık. Korku dolu anlar yaşadık. Mavi gök ve mavi sulardan başka bir şeyi günlerce göremedik.Bir defasında yanımızda küçük bir kara gördük ve sevindik.Bir müddet sonra koyboldu. Deniz altı olduğunu söylediler. Heyecanlı, meşekkatli, korku dolu 32gün bir yolculuğumuz oldu. Gemiden ilk inen KomutanımızAliYaver ZÜLKADİROĞLU ile ben oldum.
Kore günleri böylece başlamış oluyor herhalde.Evet.Bizi trenle Kumkale askeri birliğe götürdüler. Buranın tamamı Türk asker ve subaylarından oluşuyordu. Burada bir aydan fazla eğitim gördükten sonra Pujuri Cephesine gittik. Burası savaşın tam ortası idi. Çok şiddetli çatışmaların olduğu, düşmanın var gücüyle yüklendiği bir yerdi. Düşman bizi tamamen yok etmek için ablukaya aldı. Geçiş noktalarımız olan köprüleri havaya uçurdular. Ölüm aklınıza hiç geldi mi? Hayır. Ölüm aklıma hiç gelmiyordu. Çükü ölüm normal bir olay gibi olmuştu. Etrafımız cesetle dolmuştu. Kan kokusu, insan feryatları her yeri kuşatmıştı. O güne kadar savaş hikayeleri dinlerken şimdi savaşla yüz yüze gelmiştim. ( O an Hasan Onbaşı nın yerinde doğrulduğunu, başının dimdik, yüz hatlarının değiştiğine şahit oldum. Sanki ihtiyar delikanlı Kore’yi bir daha yaşıyordu.) -Evlat; savaş çok kötü bir şey. İnsan oğlunun kendi soyunu tüketmek için icat ettiği bir ölüm makinası. Allah Milletimize ve hiç kimseye böyle acıları tattırmasın duaları dilinden dökülüyordu.. Bizde hüzünlü bir eda ile sessizce duya AMİN dedik.
Unutamadığınız hatıralar var mı?
Olmaz mı, Savaşın genellikle acı hatırası olur. Hatay’lı arkadaşım Cumaali, aynı mevzide ateş hattında iken düşman kurşunlarına hedef oldu. Yerleri kavrayarak , toprakları avucunun içinde sıkarak feryatlar içinde şehit oldu. Cincifeli Bekir, havan mermisi ile şehit oldu. Daha niceleri. Yağmur taneleri gibi her tarafımızdan kurşunlar uçuyordu. Demek ki ecel bize nasip olmamış.Tüm şehitlerimizi silah arkadaşlarımızı rahmetle anıyorum. Bir ara acemi eğitimi aldığım Samsun’u hatırladım. Alay komutanımızın Kore’ye gitmek isteyen gönüllüler ayrılsın dediği zaman arkadaşım Tevfik DOĞANGÜL’ün hemşerim gel gitme oralar tehlikelei sözü bir ara kulaklarımda çınladı. Ama artık savaşı gecesiyle gündüzü ile yaşıyorduk.
Düşman askerlerinin sizi çembere aldığında söz etmiştiniz?
Pujuri cephesinde üç ay kaldık. Çemberi yardık. Düşman askeri o kadar çok kayıp verdi ki cesetlerin üzerine basarak ilerlemek zorunda kaldık. Düşman orada Türk Askerinin gücünü ve kahramanlığını tanıdı.
Kore’de sivil halkla temasınız oldu mu? Oraları nasıl buldunuz?
Biz dağlık bölgelerde idik. Oralarda köyler vardı ama hepsi boştu. Bitki örtüsü aynen bizim buralar gibi idi. Bizi ikinci cephe olan Berdane de götürdüler. Orada halkla temasımız oldu. Bizi çok sevdiler. Tepsiler dolusu meyve ikram ederlerdi. Tabii ki bizim komutanlarda oralarda okullar açtılar, fakir ve yetim aile çocuklarına yardım ve eğitim desteğinde bulundular.
Kore de ne kadar kaldınız?
Bir yıl kadar kaldık. Burada söylemek istediğim bir şey daha var. Bizlere her türlü imkanı sağlıyorlardı. İbadet kolaylığından yeme içme gibi duyarlı olduğumuz konularda tüm isteklerimizi yerine getiriyorlardı. Bir ara yanlışlıkla domuz eti vermişler. Bu anlaşılınca kısa zamanda dinimizce sakıncalı olmayan yiyecekleri sağladılar.
Askere gidinceye kadar doğduğu ilin haricinde başka vilayete gitmeyen Hasan Onbaşıya ( Hasan Amca bu arada bir açıklama getiriyor., beni çavuş eğitimi içinde seçtiler diyor.) bu savaş serüvenini tekrar hatırlatıyorum. Hemen bir moral gezisinden bahsediyor. “-Bir ara Japonya’ nın Tokyo şehrine götürdüler. Japonlar bizi sevgiyle karşıladılar. O dönemde taksi şoförleri hep kadındı. Bizi gezdirdiler, ikramda bulundular” diyor. Hasan Onbaşı artık, hayat bakışıyla dünya gören bir insan olmuştu.
Söyleşimizi uzattığımızın farkında olarak eklemek istediklerinin olup olmadığını sordum. “- Askere giderken tek başıma gitmiştim. Geri döndüğümde köyümüzün büyükleri beni hasretle ve kucaklayarak karşıladılar. Çünkü artık farklı biriydim”.
“Devletimize ve günümüz gençliğine söylemek istediğin bir şey varmı”? Diye sorunca “-Var tabii ki. Hem de çok şey var. Başta devlet büyüklerime ve komutanlarıma şükranlarımı arz ediyorum. Bize maaş bağladılar. Muhanete muhtaç etmediler. Tokat Valiliği ve komutanlarımız bize madalya ve özel elbiseler verdiler. Şerefle elbisemi giyiyor ve madalyamı takıyorum. Gençlerimize ise şunları söylemek isterim. Bu cennet vatanı sevsinler, çok çalışsınlar ve iyi korusunlar. Vatan vazifesi için çağırsınlar yine koşa koşa giderim”.
Hasan Onbaşıya bizlere ibret dolu hatıralarını paylaştığı için teşekkür ediyor ve sağlık üzerine hayırlı ömürler diliyoruz….

Ahmet Turan ERDOĞAN
Araştırmacı – Eğitimci
Tokat Kültür Araştırma Derg.
(Yıl:11 Sayı:18)
Sayfa:68,69,70