
YÜZYILLIK BIR ÇINAR
|
![]() |
Sohbete daldık… Fatma Nine, mübarek Anadolu kadını, sohbeti aralıyor ve "İlla çay ve yemek ikram etmeden sizleri göndermem." diyor. Bu topraklar kadınıyla, erkeğiyle ham insan yetiştirmemiş. Ihtiyar delikanlıların gönüllerini incitmemek için var gücümüzle itina gösteriyoruz. Çaylarımızı yudumlayıp kendileri gibi saf, temiz ve katıksız ikramlarını kabul ederken Pamuk Dede'nin sırlı dünyasına girmeye çalışıyoruz.
— Kaya Dede kaç yaşındasınız?
—Atatürk Cumhuriyeti ilan ettiğinde 13 yaşındaydım. Tevellüt 1326 (1910). Buna göre 92 yaşındasınız. Evet 90 yaşımı hayli aştım. Babam Ali Osman Efendi, anam ise Emine Hanımdır.
—Avlunlar bölgesinin tarihi ve kültürü hakkında sizden bilgi almak istiyoruz.
—Tabiii, memnuniyetle. Ben bu köyün
Eze (Camili) 30 hane olduğunu biliyorum. Buraya yerleşenlerin büyük
bir tarihi geçmişi
var. Yüzyıllarca Rumlarla iç içe yaşamıslar.
Hatta yakın tarihi ben de onlarla birlikte yasadım. Avlunlar’dan
kervan yolu geçerdi. Ben Samsun-Erbaa güzergahından
gelen kervanları, hatta satış yaptıkları malları bile hatırlıyorum. 15-20
tane deve, katır ve eşekler mal yüklü olarak gelip bizim “Deveci
Meydanı” diye bildiğimiz, bugün ise “Soku Dibi”ı dedikleri
köy meydanında satış yaparlardı. Kocaman kitleler halinde şeker
(log sekerler, kuru üzümler v.s), ihtiyaç maddeleri
satarlar, buradan da Niksar'a doğru giderlerdi.
Pamuk Dede’nin gizemli hayatı, vatanı göreve çağrılmasıyla
daha da anlam kazanır. Her Türk genci gibi o da önce Erzinıcan,
Edirne ve Ankara olmak üzere 4 yılda Jandarma olarak askerliğini
tamamlar. Atatürk vefat ettiğinde Ankara'da olduğunu Büyük
komutanın vefatının herkesi hüzne boğduğunu üç gün
yas tuttuklarını söylüyor.
—Sohbetimize Avlunlar’ın yakın tarihi ile ilgili hatırladıklarıınızla
devam edelim.
—Bizim dedelerimize "Kösemeli" diyorlar. Hangi maksatla söylendiğini bilmiyorum. Ancak köy halkının yapısı hakkında büyüklerimizden duyduklarımı nakletmek isterim. Bölgeye Ahiska’dan, Iran Horasan’dan, İskesir bölgesinden gelenler oldu.
—Bölgedeki Rum yerleşim alanlarından ve ilişkilerinden bahseder misiniz?
—Memnuniyetle. Bu civarda Yenice, Musulu, Köseli,
İkipinar, Endikpınarı, Tekke gibi Rum köyleri vardı. Benim özellikle
İkipınar Rumlarıyla irtibatım oldu. Hambi ve kardeşi ile arkadaştım.
Her Rum köyünün bir kilisesi bir papazı vardı. İkipınar’daki
papazıçok iyi hatırlıyorum. Sakallı, pek konuşkan olmayan, saçları
arkadan iki örgülü bir adamdı. Rum köylerinde
oturan insanlar genellikle sanat erbabı idi. Terzi, marangoz, demirci
gibi vasıflı insanları vardı. Hatta bir defasında anamla birlikte çift
demirini burunlattırmak için gitmiştik. Fakirleri çok fazlaydı.
Köylerimiz arasindaki insani ilişkiler çok güzeldi.
Yirmiye yakın İkipınarlı Rum, köyümüzde işçi
olarak çalışırdı. Beldemizin saygın insanı Süleyman Ağanın
evinde en az yedi kişi çalısır, nafakasını temin ederdi. Rumlardan
hatırladığım isimler arasında Anastas, Hambi, Todor, Yani, Kosti,
Sufrat gibi isimler vardı. Anastas bunların lideri durumundaydı. Hambi
köyler arasında değişimli mal alışverişi yapardı. Şunu da hemen
hatırlatayım çok güzel üzüm bağları vardı.
Pamuk Dede'yi heyecanla dinlerken şu soruyu yöneltme gereğini duydum.
— Peki ilişkiler bu kadar güzeldi de neden düşmanlıklar hasıl oldu?
—Bize bir haber geldi. Gazipasa Yunanlılarla konuşmuş mübadele olacakmış dediler. Yunandaki soydaşlarımız, kardeşlerimiz buraya, buradaki Rumlarda oraya gideceklermiş. Bunu duyan Rum erkekler silahlanarak dağa çıktılar. Onlarin kadinlari¬ni, kizlarini, yaslilarini devlet görevlilerimiz güvenlik içerisinde köye getirdiler. Iki gün köyde kaldiktan sonra askerlerimizin gözetiminde en ufak bir sikintiya maruz kalmadan gittiler. Dağdaki silahlı Rumlar yol kesmeye, can yakmaya, baskınlar düzenlemeye başladılar. Karağa Deresinde iki askerimizi şehit ettiler. Anastas ve Kosti liderliğinde 200-300 kişilik Rum eşkiya yıllarca komşuluk ettikleri, karınlarını doyurdukları vefa örneği sergileyen Camili (Eze) köyünü yakıp yıktılar. Özellikle de onlara sahip çıkan Süleyman Ağanın evini hınçla yaktılar. Hatta beşikte yatan bir küçük bebeği dışari attılar. Yalnız bizim evi yakmadılar. Orayı da mevzi olarak kullandılar. Mehmet Çavuşun evini basıp sandığını soymaya çalısırken karşı koyan anasını canice öldırdüler. Halil Ağanın yeğeni Çolak Salih'i dik başlılık ediyor, ibret olsun diye Sivrin denilen yere götürerek öldürdüler. Tokat'a gitmekte olan yaşlı kadınların önünü Karağa Deresinde keserek, Sivrin Tepesine götürdüler.Bütün bu anlatılanları kanımız donmuş şekilde dinlerken, Pamuk Dedenin gözleri dolu dolu oldu.Sanki o günleri yeniden yaşıyormuş gibi heyecanla anlatmaya devam ediyordu.
Bu noktada Hasan AKAR'la, Müjdat ÖZBAY'ın ortaklaşa
hazırladıkları ''Milli Mücadele Yillarinda Niksar" adlı orijinal
bilgi ve belge yüklü eser hatırıma geldi. Konu ile bağdaştığı
için
o güne ışık tutan tarihi bir yazışmayı aktarmak istiyorum.
Ateşkesten sonra Ohtab nahiyesinin İIkipınar Köyünden olup
Erbaa'nın Tekne köyüne evini taşımıs olan Arap oğlu Anastas
başkanlığında Ohtap 'ın Ölçek köyünden Lazar
oğlu Deli Hacı ile yeğeni San Murat oğlu Yanko ve Köseli köyünden
Cündoğlu
Fot ve İkipınar Köyünden olup Tazı" köyünde
bulunan Servan oğlu Aleksi ve Kiril oğlu Kosti'den oluşan çetenin
Esdiğin köyünden Dal oğlu Hüseyin Ağa'nın 60 baş davarı
gasp ettikleri ve 1919 yılı Nisan'nında Erbaa'nın Kozlu Nahiyesine bağlı
Göl Önü köyünden Kara Yani çetesinden
Ohtap'ın Muşlu köyünden 30 adet damızlık ve koşu hayvanları
sürdükleri ve Ateşkesten 1919 yılı başlarına kadar Göl Önü Köyü’nden
KaraYani ve Endikpınar'lı Koca Anastas, Külçek Köylü Deli
Hacı çetelerinin birleşerek bir çok defalar Serkesle
köyünü bastıkları ve hayvanlarını ve eşyalarını
toptan gasp ettikten sonra köyü yaktıkları ve yine bu çetelere
katılan Çerdiğin, Sarıtarla, Gökçukur, Katara ve Cibril
Rumlarından oluşan çetenin 1920 yılı martında Erbaa pazarından
gelmekte olan Ohtap'ın Frenkhisar Köyü halkından 40 kişilik
bir kafilenin önüne çıkarak 10 çift öküz,
7 eşek ve arabalarda bulunan 25000 kuruşluk eşya ve zahireyi gasp
ettikleri ve kafileden bir bakire kızla kardeşini öldürdüklerini
ve annelerini ağır şekilde yaraladıkları ve bekçinin kulağını
kesmek suretiyle öldürdükleri Ohtap Müdüriyetinden
bildirilmiş olduğu.
8 Mart 1921 Tokat Mutasarrıfı Mustafa
Belgede yer alan isimlerin ve olaylaıin Kaya Dede’nin anlattıkları ile örtüştüğünü görüyorum. Kaya Dede’ye Rumların bu vahşetinin nasıl durdurulduğunu soruyorum.
—Devletimiz bize sahip çıktı. Çok büyük bir askeri birlik geldi. Köyün altına çadırlar kurdular. Askerin tüm iaşesini o zamanda yine Süleyman Ağa karşıladı.
—Bundan sonrasını anlatır mısınız?
Yunanlı bir yetkilinin geldigini öğrendik. Yaylacık'a silahlı Rum çetelerinin yanlarına gidip onları ikna etmiş. Yapilan anlaşmaya göre silahlarına dokunmadan bölgeyi terk edecekleri söylendi. Böylece bu beladan kurtulduk.
—Rumlarin boşalttığı yerler ne yapıldı?
İkipınar, Yenice, Musullu, Köseli
gibi köylere soydaşlarımiz, kardeşlerimiz geldi. Yerleşmeleri için
yardımda
bulunduk. Çok
güzel insanlardı. Aralarında saygın âlimler, sanatkarlar
vardı.
Sohbetin bir yazi dizisiyle neticelenecek bir durumda olmadığının
farkında olarak bu güzel asırlık çınara veda etmek durumunda
kaldık.
Avlunlar bölgesi Danişmentli Malikhanesi, Selçuklu Kervansarayı,
Osmanlı ve Cumhuriyet döneminin tarihi bilgi ve belgeleriyle
dolu gizemli bir kasaba. Biz burada bölgenin son hatırası canlı
şahidi ile yakın tarih söyleşisinde bulunduk. Pamuk Dede’ye
ve münevver eşlerine tesekkür ederken bizi tekrar bekleyeceklerinin
hüznü ile yakın tarihimizle bir kez daha yüzleşerek Avlunlar’dan
ayrılıyoruz.
A.Turan ERDOGAN
İlahiyatçı / Araştırmacı