YÜZYILLIK BIR ÇINAR
“ PAMUK DEDE”

Anadolu’nun gizemli şehri Tokat ve ; yeşile doymuş kasabası Avlunlar’dayız.Tarih ve kültür aşığı araştırmacı, yazar arkadaşım Hasan AKAR 'a geçen yıl asırlık bir çınardan, Pamuk Dede’den söz etmiştim. Hasan Bey o vakit bu insani konuşturup birikimlerini kendinden sonraki nesillere aktarmamız gerektiğini ifade etmişti.
Nihayet 18.09.2002 Çarsamba akşamı Avlunlar Eze Mahallesinde ikamet eden Kaya TOYGUN'un evindeyiz. Osmanlı’dan aldığı vakari Cumhuriyetin beyefendiliği ile yoğurulmuş güzel insan bölge halkının kendisine yakıştırdığıi ünvanla Pamuk Dede ve muhterem eşleri bizleri gözlerinin içi gülerek, asırlık yaşlarını hiç önemsemeden hoş bir eda ile karşılayıp Sivrin Tepeye bakan tarih siluetli odalarına aldılar. Duvarda, yerini kimseyle paylaşmak istemeyen kocaman bir masa radyosu dikkatimizi çekti. Kaya Dede: “Bu köyde ilk radyoyu (Ladyoyu) ben aldım. Her akşam bu oda ajans dinlemek isteyen insanlarla dolup taşardı." dedi. Ustalık ve sanatsal maharetin sergilendigi karyolayı göstererek: "Bunu da ilk defa bu köyde ben aldım." diyerek merakımızı giderdi.

Sohbete daldık… Fatma Nine, mübarek Anadolu kadını, sohbeti aralıyor ve "İlla çay ve yemek ikram etmeden sizleri göndermem." diyor. Bu topraklar kadınıyla, erkeğiyle ham insan yetiştirmemiş. Ihtiyar delikanlıların gönüllerini incitmemek için var gücümüzle itina gösteriyoruz. Çaylarımızı yudumlayıp kendileri gibi saf, temiz ve katıksız ikramlarını kabul ederken Pamuk Dede'nin sırlı dünyasına girmeye çalışıyoruz.

— Kaya Dede kaç yaşındasınız?

—Atatürk Cumhuriyeti ilan ettiğinde 13 yaşındaydım. Tevellüt 1326 (1910). Buna göre 92 yaşındasınız. Evet 90 yaşımı hayli aştım. Babam Ali Osman Efendi, anam ise Emine Hanımdır.

—Avlunlar bölgesinin tarihi ve kültürü hakkında sizden bilgi almak istiyoruz.

—Tabiii, memnuniyetle. Ben bu köyün Eze (Camili) 30 hane olduğunu biliyorum. Buraya yerleşenlerin büyük bir tarihi geçmişi var. Yüzyıllarca Rumlarla iç içe yaşamıslar. Hatta yakın tarihi ben de onlarla birlikte yasadım. Avlunlar’dan kervan yolu geçerdi. Ben Samsun-Erbaa güzergahından gelen kervanları, hatta satış yaptıkları malları bile hatırlıyorum. 15-20 tane deve, katır ve eşekler mal yüklü olarak gelip bizim “Deveci Meydanı” diye bildiğimiz, bugün ise “Soku Dibi”ı dedikleri köy meydanında satış yaparlardı. Kocaman kitleler halinde şeker (log sekerler, kuru üzümler v.s), ihtiyaç maddeleri satarlar, buradan da Niksar'a doğru giderlerdi.
Pamuk Dede’nin gizemli hayatı, vatanı göreve çağrılmasıyla daha da anlam kazanır. Her Türk genci gibi o da önce Erzinıcan, Edirne ve Ankara olmak üzere 4 yılda Jandarma olarak askerliğini tamamlar. Atatürk vefat ettiğinde Ankara'da olduğunu Büyük komutanın vefatının herkesi hüzne boğduğunu üç gün yas tuttuklarını söylüyor.
—Sohbetimize Avlunlar’ın yakın tarihi ile ilgili hatırladıklarıınızla devam edelim.

—Bizim dedelerimize "Kösemeli" diyorlar. Hangi maksatla söylendiğini bilmiyorum. Ancak köy halkının yapısı hakkında büyüklerimizden duyduklarımı nakletmek isterim. Bölgeye Ahiska’dan, Iran Horasan’dan, İskesir bölgesinden gelenler oldu.

—Bölgedeki Rum yerleşim alanlarından ve ilişkilerinden bahseder misiniz?

—Memnuniyetle. Bu civarda Yenice, Musulu, Köseli, İkipinar, Endikpınarı, Tekke gibi Rum köyleri vardı. Benim özellikle İkipınar Rumlarıyla irtibatım oldu. Hambi ve kardeşi ile arkadaştım. Her Rum köyünün bir kilisesi bir papazı vardı. İkipınar’daki papazıçok iyi hatırlıyorum. Sakallı, pek konuşkan olmayan, saçları arkadan iki örgülü bir adamdı. Rum köylerinde oturan insanlar genellikle sanat erbabı idi. Terzi, marangoz, demirci gibi vasıflı insanları vardı. Hatta bir defasında anamla birlikte çift demirini burunlattırmak için gitmiştik. Fakirleri çok fazlaydı. Köylerimiz arasindaki insani ilişkiler çok güzeldi. Yirmiye yakın İkipınarlı Rum, köyümüzde işçi olarak çalışırdı. Beldemizin saygın insanı Süleyman Ağanın evinde en az yedi kişi çalısır, nafakasını temin ederdi. Rumlardan hatırladığım isimler arasında Anastas, Hambi, Todor, Yani, Kosti, Sufrat gibi isimler vardı. Anastas bunların lideri durumundaydı. Hambi köyler arasında değişimli mal alışverişi yapardı. Şunu da hemen hatırlatayım çok güzel üzüm bağları vardı.
Pamuk Dede'yi heyecanla dinlerken şu soruyu yöneltme gereğini duydum.

— Peki ilişkiler bu kadar güzeldi de neden düşmanlıklar hasıl oldu?

—Bize bir haber geldi. Gazipasa Yunanlılarla konuşmuş mübadele olacakmış dediler. Yunandaki soydaşlarımız, kardeşlerimiz buraya, buradaki Rumlarda oraya gideceklermiş. Bunu duyan Rum erkekler silahlanarak dağa çıktılar. Onlarin kadinlari¬ni, kizlarini, yaslilarini devlet görevlilerimiz güvenlik içerisinde köye getirdiler. Iki gün köyde kaldiktan sonra askerlerimizin gözetiminde en ufak bir sikintiya maruz kalmadan gittiler. Dağdaki silahlı Rumlar yol kesmeye, can yakmaya, baskınlar düzenlemeye başladılar. Karağa Deresinde iki askerimizi şehit ettiler. Anastas ve Kosti liderliğinde 200-300 kişilik Rum eşkiya yıllarca komşuluk ettikleri, karınlarını doyurdukları vefa örneği sergileyen Camili (Eze) köyünü yakıp yıktılar. Özellikle de onlara sahip çıkan Süleyman Ağanın evini hınçla yaktılar. Hatta beşikte yatan bir küçük bebeği dışari attılar. Yalnız bizim evi yakmadılar. Orayı da mevzi olarak kullandılar. Mehmet Çavuşun evini basıp sandığını soymaya çalısırken karşı koyan anasını canice öldırdüler. Halil Ağanın yeğeni Çolak Salih'i dik başlılık ediyor, ibret olsun diye Sivrin denilen yere götürerek öldürdüler. Tokat'a gitmekte olan yaşlı kadınların önünü Karağa Deresinde keserek, Sivrin Tepesine götürdüler.Bütün bu anlatılanları kanımız donmuş şekilde dinlerken, Pamuk Dedenin gözleri dolu dolu oldu.Sanki o günleri yeniden yaşıyormuş gibi heyecanla anlatmaya devam ediyordu.

Bu noktada Hasan AKAR'la, Müjdat ÖZBAY'ın ortaklaşa hazırladıkları ''Milli Mücadele Yillarinda Niksar" adlı orijinal bilgi ve belge yüklü eser hatırıma geldi. Konu ile bağdaştığı için o güne ışık tutan tarihi bir yazışmayı aktarmak istiyorum.
Ateşkesten sonra Ohtab nahiyesinin İIkipınar Köyünden olup Erbaa'nın Tekne köyüne evini taşımıs olan Arap oğlu Anastas başkanlığında Ohtap 'ın Ölçek köyünden Lazar oğlu Deli Hacı ile yeğeni San Murat oğlu Yanko ve Köseli köyünden Cündoğlu Fot ve İkipınar Köyünden olup Tazı" köyünde bulunan Servan oğlu Aleksi ve Kiril oğlu Kosti'den oluşan çetenin Esdiğin köyünden Dal oğlu Hüseyin Ağa'nın 60 baş davarı gasp ettikleri ve 1919 yılı Nisan'nında Erbaa'nın Kozlu Nahiyesine bağlı Göl Önü köyünden Kara Yani çetesinden Ohtap'ın Muşlu köyünden 30 adet damızlık ve koşu hayvanları sürdükleri ve Ateşkesten 1919 yılı başlarına kadar Göl Önü Köyü’nden KaraYani ve Endikpınar'lı Koca Anastas, Külçek Köylü Deli Hacı çetelerinin birleşerek bir çok defalar Serkesle köyünü bastıkları ve hayvanlarını ve eşyalarını toptan gasp ettikten sonra köyü yaktıkları ve yine bu çetelere katılan Çerdiğin, Sarıtarla, Gökçukur, Katara ve Cibril Rumlarından oluşan çetenin 1920 yılı martında Erbaa pazarından gelmekte olan Ohtap'ın Frenkhisar Köyü halkından 40 kişilik bir kafilenin önüne çıkarak 10 çift öküz, 7 eşek ve arabalarda bulunan 25000 kuruşluk eşya ve zahireyi gasp ettikleri ve kafileden bir bakire kızla kardeşini öldürdüklerini ve annelerini ağır şekilde yaraladıkları ve bekçinin kulağını kesmek suretiyle öldürdükleri Ohtap Müdüriyetinden bildirilmiş olduğu.
8 Mart 1921 Tokat Mutasarrıfı Mustafa

Belgede yer alan isimlerin ve olaylaıin Kaya Dede’nin anlattıkları ile örtüştüğünü görüyorum. Kaya Dede’ye Rumların bu vahşetinin nasıl durdurulduğunu soruyorum.

—Devletimiz bize sahip çıktı. Çok büyük bir askeri birlik geldi. Köyün altına çadırlar kurdular. Askerin tüm iaşesini o zamanda yine Süleyman Ağa karşıladı.

—Bundan sonrasını anlatır mısınız?

Yunanlı bir yetkilinin geldigini öğrendik. Yaylacık'a silahlı Rum çetelerinin yanlarına gidip onları ikna etmiş. Yapilan anlaşmaya göre silahlarına dokunmadan bölgeyi terk edecekleri söylendi. Böylece bu beladan kurtulduk.

—Rumlarin boşalttığı yerler ne yapıldı?

İkipınar, Yenice, Musullu, Köseli gibi köylere soydaşlarımiz, kardeşlerimiz geldi. Yerleşmeleri için yardımda bulunduk. Çok güzel insanlardı. Aralarında saygın âlimler, sanatkarlar vardı.
Sohbetin bir yazi dizisiyle neticelenecek bir durumda olmadığının farkında olarak bu güzel asırlık çınara veda etmek durumunda kaldık.
Avlunlar bölgesi Danişmentli Malikhanesi, Selçuklu Kervansarayı, Osmanlı ve Cumhuriyet döneminin tarihi bilgi ve belgeleriyle dolu gizemli bir kasaba. Biz burada bölgenin son hatırası canlı şahidi ile yakın tarih söyleşisinde bulunduk. Pamuk Dede’ye ve münevver eşlerine tesekkür ederken bizi tekrar bekleyeceklerinin hüznü ile yakın tarihimizle bir kez daha yüzleşerek Avlunlar’dan ayrılıyoruz.

A.Turan ERDOGAN
İlahiyatçı / Araştırmacı